Mikoriza ile Gelinciğin Öyküsü

Bu yazının başlığını okuyanlar gelinciği anladık da mikoriza da nereden çıktı diyebilir. Haklıdır da. Ah o mikoriza yok mu? Ne güzel gelincikleri tanıyorduk; bu mikoriza da nereden çıktı şimdi? İşin yoksa öğrenmek ve hatırlamak için yeni bir sözcük daha sana. Kendi kendime günde en az beş defa tekrarlamalıyım ki unutmayayım. Mi – ko – ri – za. Pek Türkçe’ye benzemiyor ama haydi neyse. Okuyalım bakalım mikoriza gelinciğe ne demiş. Yoksa gelincik mi mikorizaya bir şeyler demişti. Yoksa hiç konuşmamış ve birbirlerini görmemiş sadece hissetmişler mi? En iyisi fazla konuşmadan öyküyü dinlemek galiba.

Adına bakıp da sakın aldanmayın. Mikoriza ile gelinciğin öyküsü aslında hazin bir aşk öyküsüdür. Mikoriza sözcüğü “kök mantarı” anlamına gelir. Adından da anlaşılacağı gibi bitkilerin  köklerini saran ve köklerin içine girebilen bir mantardır. Bazı mikorizalar bitki köküyle bu kadar içli dışlı olmayı sevmez kökleri dışardan sararak severler. Bütün mikorizaların ortak bir özelliği, bitkiyle gizli sevgili olmalarıdır. Dışardan (Aslında yukardan demek daha doğru olurdu) bakanlar hiçbir şeyin farkına varamazlar. Ama bir bitki köküne mikoriza mantarı aşık olmuşsa, artık mikoriza ve bitki gizli sevdalıdırlar. Onları ölene kadar kimse ayıramaz. Sarmaş dolaş olurlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez.  Bitki kendi pişirdiği yemeklerden bir kısmını mikorizaya, mikoriza da topraktan bitkinin ulaşamadığı yerlere uzun kollarıyla uzanarak topladığı zengin minerallerden bitkiye verir. Mikoriza kuraklığın hüküm sürdüğü zamanlarda, ince damarlarında biriktirdiği suyu bitkiyle paylaşarak onun kuruyup ölmesini önler. Bu ilişki ikisine de çok yarar, ikisi sanki birlikte büyür ve serpilirler. Bazı bitkilerin, mikoriza ile ne olursa olsun aşk yaşamayacaklarını belirtmeden geçmeyelim. Bazı üzüm bitkileri, pancar, ıspanak, karnıbahar, lahana, brokoli gibi olan bu bitkilerden özellikle lahanagiller zaten hep taş kalpli olurlar, yüreklerini kat kat yapraklarla saklamış, derinliklerine gömmüşlerdir, kimseye pek açmazlar. Ama biz şimdi bu kalpsizleri bırakıp öykümüze devam edelim. Bu aşk, hem bitkiye hem de mikorizaya yarıyorsa, bu öykü neden hazin bir aşk öyküsü olsun ki?

 Mikoriza

Anlatayım…

Milyonlarca yıl önce gelincik ilk defa yeryüzünde görülmeye başladığında, aslında hiçbir gelinciğin boynu bükük değildi. Tüm gelinciklerin boyunları dimdikti. Mikoriza, ondan çok önceleri dünyaya gelmişti. Uzunca bir süre, gelinciği hiç tanımadan yaşadı. Gelincikle ilk tanıştığı asırlar görülmeye değerdi. Gelincik boynunu bükmeye bile fırsat bulamadan karşılaştığı bu vefalı aşığı hemen kabullendi. Vefalı dememin nedeni, gelincik mikorizayı bıraksa bile mikoriza gelincikten vazgeçmeyecek gibiydi. Köklerine sıkı sıkı sarılmıştı. Milyonlarca yıl kırlarda mikoriza ve gelincik kök köke yaşadılar. Gelinciğin boynu hiç bükülmedi. Mikoriza ona öyle iyi bakıyordu ki, en sert rüzgarlara bile karşı koyacak gücü kendinde buluyordu. Tüm kırlar, ovalar, yaylalar, her yer onlarındı. Bu beraberliklerini dünyaya ilan etmişlerdi sanki diyemiyorum çünkü aralarındaki gizli aşktı. Toprağın altında yaşayan bir aşkı kimsenin bilmesine olanak yoktu tabii ki. Ama gelinciğin halini görenler hemen onun aşık olduğunu anlayabiliyorlardı. Saklamasına olanak yoktu. Toprağın üstündeki her halinden sevgisi belliydi. Köklerine sarılan mikorizanın doğrudan enjekte ettiği birbirinden değerli mineraller, gelinciğin kırmızısını daha da kırmızı, sapını düzgün ve pürüzsüz, yapraklarını, pırıl pırıl ve bakımlı yapıyordu. Aldığı besinlerle başı hep dimdik yukardaydı. Gelincik bu arada kendisine bu kadar iyi bakan sevdiğine şeker vermeyi onu dinç tutmayı hiç ihmal etmiyordu. Bu aşkın en tuhaf yanı, Gelincik toprağın altında kendisini delice seven bir sevdiğinin olduğunu bildiği halde, onu göremiyordu sadece köklerine sarıldığını hissediyordu; birbirlerine hem çok yakın hem de çok uzaktılar. Mikoriza ve gelincik, ne birbirlerinin güzelliğini görebiliyor ne de söylediklerini duyabiliyorlardı. 

Ne olduysa, her şey insan denen yaratıkların da dünyaya gelmesiyle değişmeye başladı. İlk önceleri, insanlar zararsızdı. Gelinciğe hayran hayran bakmayı öğrendiler. Onu sevmeye başladılar. Ama gelinciğin tek sevdiği vardı: Mikoriza. İnsanlar mikorizayı göremedikleri için onun nasıl bir sevgili olduğunu da bilmiyorlardı. İnsanlar önce makineler yaptılar ve bu makinelerle toprakları işleyerek önce birbirlerine sevdalı gelincik ve mikorizanın yaşam alanlarını daralttılar. İnsanlar, bununla yetinmeyip kendilerini besleyen bitkileri sürdükleri topraklarda tohumlarından tekrar üretmeyi öğrendiler. Gelincik onlara bakıp gülüyordu. Aslında insanların tek yapmaları gereken şey yetiştirdikleri bitkilere, mikoriza aşılayarak onlara da birer sevgili kazandırmaları ve onları besleyecek organik maddeleri yeterince toprağa vermeleriydi. Her şeyin ötesinde bitkileri mutlu edip besleyen şey bu sevda değil miydi? Öyleyse, mikorizaya sevdalanan bu bitkiler, daha iyi büyüyecek, serpilecekti. Ama insanlar bunu uzun süre bilemeyeceklerdi. Hep önce her şeyi yıkıp sonra onarmayı öğrendikleri gibi…

İnsanoğlu artık son yüz yılda iyice azmıştı. Hem artan hemcinslerini beslemek hem de daha fazla kar elde edebilmek için, topraklara gelinciğin ve mikorizanın daha önce hiç bilmediği bazı maddeler karıştırmaya başladılar. İşin kötüsü bu maddeleri, kendi yetiştirdikleri bitkiler daha iyi büyüsün ve sağlıklı olsun diye yapıyorlardı. Yeryüzünde verim fışkıran güzelim vadiler, ovalar yavaş yavaş bu maddelerin etkisiyle, süngerleşmeye, bu topraklara yaşam veren gözle görünmeyen canlarını kaybetmeye başlamıştı. Bu maddeler, yavaş yavaş gelincikle mikorizayı da birbirinden ayırmaya başlamıştı. Toprağın altında büyük fırtınalar kopuyordu. Gelincik milyonlarca yıldır köklerini sıkı sıkı saran mikorizanın kollarının yavaş yavaş gevşediğini hissediyordu. Mikoriza’nın artık gelinciğin köklerini saracak, ona güzel öyküler anlatıp, sevdalı sözler söyleyecek, mineraller sunacak hali kalmamıştı. Bu maddeler, mikorizanın sonu olmuştu. İnsanın ekip biçtiği her yerde artık, gelincikler mikorizalarından ayrılmış, boyunlarını bükmüşlerdi. Artık rüzgara bile dayanacak halleri yoktu. Mineralleri kendi köklerinin uzanabildiği çok dar bir alandan topluyor, havalar biraz kurak gidince onlarda kurumaya başlıyorlardı. Sevda pınarları kurumuştu… İşin acıklı tarafı, gelincik, mikorizanın kendisini neden terk ettiğini hiç bilemedi. Nasıl bilsin ki, birbirlerinin konuştuklarını duymuyor, birbirlerini göremiyorlardı bile.

Uzaklarda bir yerde, insanların işlemediği topraklarda, yemyeşil sevda vadilerine bir gün yolunuz düşerse, boynunu bükmeyen gelincikleri aramanızı öneririm. Sayıları azalsa da oradalar. Bilmediğimiz, daha önce hiç ziyaret etmediğimiz vadilerde bu aşk hala sürüyor.  

 gelincik

Beni en çok teselli eden şey de, yüzlerce yıldır hiçbir insanoğlunun  kirletemediği bir toprak parçasında, mikoriza mantarlarını yeniden yetiştirmem oldu. Kimbilir belki birgün dünya mikorizaların sonunu hazırlayan bu maddelerden kurtulur ve yine mikorizalar dünyaya hakim olur gelincikleriyle kök köke yaşarlar. Yaşarlar mı dersiniz?

Reklamlar
  1. #1 by Halil Önen on 26 Ağustos 2011 - 18:14

    Hayırlı olsun dostum.

    Mikoriza ile Gelinciğin aşkını kıskandım. Beğendim. İnsanın bu aşkı bozmasına çok üzüldüm.
    Yeni öykülerini gözleyeceğim.

    Saygılar

    • #2 by dogasever on 26 Ağustos 2011 - 18:21

      Beğendiğiniz için teşekkürler Halil Bey.

  2. #3 by Zeytinlibahce on 26 Ağustos 2011 - 19:45

    Hayırlı, uğurlu olsun.

    Çok iyi bir blokçu olacağınız şimdiden belli oldu. Yazınızı çok beğendim.

    Takiptesiniz…..

    • #4 by dogasever on 27 Ağustos 2011 - 12:19

      Teşekkür ediyorum Sn Zeytinlibahçe. Sizlerin beğenisini almak çok güzel bir duygu. Sevgiler.

  3. #5 by nalan cantav on 26 Ağustos 2011 - 19:53

    ne iyi yaptınız da yazdınız. kaleminize sağlık.
    dileklerinize katılmamak da elde değil. !

  4. #7 by Emel Çelik on 27 Ağustos 2011 - 17:03

    Çok güzel. Teşekkürler…

  5. #8 by Berceste on 27 Ağustos 2011 - 22:49

    Guzel bir baslangic, blog yazanlar arasina hosgeldiniz ve sizi bulmami saglayan Meyvelitepe’ye tesekkurler…

    • #9 by dogasever on 28 Ağustos 2011 - 09:36

      Yazılarımı beğenen tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın.

  6. #10 by Alper AKMAN on 30 Ağustos 2011 - 15:43

    Sen yazarsan duygulu yazarsın kardeşim, yeni blogun hayırlı olsun

    Alper AKMAN

  7. #12 by tura on 07 Eylül 2011 - 17:12

    Blogunuz beğendim. Hayırlı olsun. Takip edeceğim.

    • #13 by dogasever on 07 Eylül 2011 - 17:51

      Teşekkür ederim Tarık Bey. Sizlerin beğenisi bana daha fazla yazma isteği veriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: