Birgün sineğinin dansı

Ölüm Nedir? Yaşarken, bunu hiç düşünmemiştim. Anamı ve babamı hiç tanımadan bir nehrin dibinde küçük bir yosun parçasına asılı durumda yaklaşık sekiz bin kardeşimle birlikte şu aşağıda gördüğünüz nehirde dünyaya geldim. Tüm dünyam bu nehirdi. Gelir gelmez durmaksızın yemeye başladım çünkü doğmadan önce beklediğim daracık odacıkta fazla yiyecek yoktu.  Neler mi yedim? Nehrin dibinde ne bulursam: Bitki kalıntıları, yosunlar, çürümekte olan maddeler. Sizin yediklerinizin yanında ziyafet sayılmaz ama sizler yediklerinizi yetiştirirken de, yedikten sonra da bir sürü atık bırakıyorsunuz ama ben başkalarının atıklarını, öldüklerinde geride kalanları temizliyorum. Bir başka deyişle, ben doğanın çöpçülerindenim. Sizler gibi çöp yaratmıyorum çöpleri yok ediyorum.

Düne kadar nehirde dostlarımla çok güzel günler geçirdim. En iyi arkadaşlarım su bitkileriydi, onların en sık olduğu yerlerde balıkların bizleri yakalaması olanaksızdı. Dostlarımın bazıları onlara yem oldu ama bizler bunu hep doğal olarak kabullendik. Bizden önce nehre gelmiş bazı dostlarımız ise, ara ara toplu şekilde yok olurlardı. Ama bu bizi hiç korkutmaz ve üzmezdi. Bizler, sizlerin ölüm dediği olaya başka bir gözle bakarız. Bir gün hepimizin yok olacağını bilerek son derece mutlu yaşadık hep nehrimizde. Doğum günlerimizi kutladığımız gibi, bu kaybolan dostlarımızın ölüm günlerini de kutladık. Sanırım artık benim ölüm günümü de kutlayacaklar. Neden mi? Çünkü dünden beri ben de bir ölüyüm.

Eğer yok olmak, terkettiğiniz dünyaya bir daha geri gitmemek ise, ben yok oldum denebilir. Eğer benim gibi doğduğunuzdan beri bir nehrin dibinde yaşayıp, yosunlarla ve artıklarla beslendinizse, tek bildiğiniz hareket etme yeteneği yüzmek olduysa, ve suyun yüzeyinin ötesinde ne olduğunu hiçbir zaman görmedinizse ve hiçbir tanıdığınız, su yüzeyinin ötesine gittikten sonra geri dönüp size suyun yüzeyinin ötesinde ne olduğunu anlatmadıysa, ölümü nereden bileceksiniz.

Artık şimdi başka bir dünyadayım. Ama hiç kaygı duymuyorum. İki yıl suyun altında bir nimf olarak yaşadıktan sonra, bir gün suyun yüzeyine doğru iyice yaklaştım. Suyun ötesindeki dünyadan hayal meyal bazı karartılar görür gibi oldum. İçimde başımı suyun yüzeyinden yukarıya çıkarmak için dayanılmaz bir istek vardı. Bu isteğe karşı koymam imkansızdı. Nehir dibinde geçen tüm yaşamım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Kaç saat orada öyle asılı kaldım anımsamıyorum ama kendime gelmeye başladığımda yarı belime kadar sudan çıkmıştım. En ilginci de daha önce sadece bacaklarım olduğu halde artık vücudumun iki tarafında ne olduklarını bilmediğim çok güzel renkli ve saydam uzantılar vardı.  Artık geri dönüşü olmayacak şekilde öteki dünyaya göç etmeye başlamıştım. Bu benim için çok büyük bir değişimdi. Ama sanki olanları zaten olması gerekiyormuş gibi algılıyordum. Beni tek üzen şey nehrin dibinde birlikte oynadığımız arkadaşlarımdan ayrılmış ve onları bir daha göremeyecek olmamdı. O sırada yanı başımda en yakın arkadaşımın sesini duyar gibi oldum ve başımı çevirdim.  Evet, yanıbaşımdaki en yakın arkadaşımdı ama o da ölmüştü ya da bu yolculuğumda beni yalnız bırakmamıştı. Eğer bana seslenmeseydi, o olduğunu anlayamayacaktım çünkü o da tanınmayacak şekilde değişmişti. O’nun da muhteşem kanatları vardı artık.  Bir gayretle kendimi suyun yüzeyine çektim ve üzerimde uçsuz bucaksız bir mavilik, sağımda solumda ne olduğunu bilmediğim nehir dibindeyken her gün mideye indirdiğim yosunlara benzer devasa yaratıklar vardı. Artık etrafımda beni her türlü tehlikelerden koruyan su yoktu, kendimi bir an çok korumasız hissettim. Bu devasa yaratıklar, benim gibi milyarlarca nimfi besler diye düşündüm. Ama o anda artık nimf olmadığım, bir daha nehrin dibine dönemeyeceğim ve o yaşamın artık benim için bittiği aklıma geldi ve irkildim. İrkilmemle birlikte kanatlarım dikleşti ve esen bir rüzgarla gövdem suyun yüzeyinden bir daha dönmemek üzere ayrıldı. Bir daha dönmemek üzere diyorum ama burada olmamın gereğini yerine getirdikten sonra son bir kez o suyun yüzeyine döneceğimi o zaman nasıl bilebilirdim?

 

Kanatlarım havayla doldu. Artık uçuyorum. Bu, yüzmekten çok daha zevkli. Her yere daha çabuk gidebiliyorum. Önce o yosunlara benzeyen devasa yaratıklara yanaştım ve yaprak dediğiniz uzantılarından birinin üzerine kondum. Üf, ne saatler geçirmiştim. Ama çok şükür her şey yolunda gitti ve şimdi artık pırıl pırıl bir mavilikle sarı ışıklar saçan bir kürenin altında olabildiğince özgür uçabiliyorum.  Nehrin dibinde iki yıl nasıl dayanmışım diye düşündüm. Şimdi burası artık çok daha güzel. Çeşit çeşit canlılarla tanışıyorum. Kimi zaman bir yaprak üzerinde sallanıyor, kimi zaman da kendimi yüksekçe bir yerden şuursuzca aşağıya bırakıyorum. Kanatlarımı özgür bırakınca, kanatlarım beni istedikleri yere kolayca götürüyor. Acıkınca çeşit çeşit meyvelerin tadına bakıyorum. Burada yiyecekten bol hiçbir şey yok. Öldüğüme çok sevindim.

Birden arkadaşlarımı nehrin üzerinde hep birlikte dans ederlerken gördüm. Sanki hepsi kocaman bir yumak olmuşlardı. İçimden bir ses git sen de onlara katıl diyordu. Öyle yaptım. Şimdi hepimiz sonsuz bir uyum içinde kendimizden geçene kadar dans ediyorduk. Bu dansın anlamını hepimiz sezinlemiştik. Hepimiz kendimize en uygun eşi bulmak zorundaydık. Dansa uyamayan dayanıksızlar, birer birer nehre dökülüyordu ama kimsenin durmaya niyeti yoktu. Bu dans, yapılmak ve eşler seçilmek zorundaydı. Milyonlarca yıldır yapılan bu dansı bizler yaşamlarımızda sadece bir kez yapıyorduk.  Ben de en uygun eşi seçtim. Eşimle kaç saat dans ettiğimi anımsamıyorum bile. Tek anımsadığım şey aşk dansımızın yaşamımızda tattığımız en büyük zevk olduğuydu. Eşim de ben de bitkin düşmüştük. Eşim yanıma gelerek bana son kez sarıldı ve “bir sonraki dünyamızda görüşmek üzere” diye veda ederek nehrin yanındaki koruluğa doğru uçtu gitti. Artık ne yapmam gerektiğini iyi biliyordum. İçimde bir şeyler kıpırdanıyordu. Tam zamanı gelmişti. Son yolculuğumu yapmak üzere tüm gücümü toplayarak kanatlarımı çırptım ve kendimi nehrin uygun bir yerinde nehrin soğuk sularına bıraktım. Suya değer değmez, kurtulmam gereken yükümü suya bıraktım. Hayal meyal yaklaşık 8000 beyaz incinin suyun dibine doğru indiğini görüyordum. Son çabayla gözlerimi açık tutmaya çalıştıktan sonra, tüm yumurtalarımın sıkıca bir yosuna tutunduklarını görür görmez, gözlerimi kapattım ve bir balığın beni görebilmesi için kanatlarımı iyice açarak kıpırdamadan beklemeye başladım. Artık bu dünyadaki bir günlük yolculuğumu tamamlamış ve başka bir dünyaya doğru yeni yolculuğuma başlamıştım. Ben kim miyim? Birgün sineği, bana mayıs sineği de derler…. Ama ne olur bir sonraki dünyada ne olacağımı sormayın çünkü hiçbir şey yaşanmadan öğrenilemez…     

Bir gün bir su birikintisinin üzerinde kanatlarını iyice açarak suyun yüzeyine yapıştırmış ve son nefesini vermekte olan bir Mayıs sineğine rastlarsanız sakın onu kurtarmak için boşuna uğraşmayın. Yeni yaşamına başlamak için yola çıkmak üzere olduğunu unutmayın. Nasıl bir nimf olarak ömrü tükendiğinde sudan çıktıysa, mayıs sineği olarak yaşamını tamamlamak üzere kendini suya bırakmıştır.

Reklamlar
  1. #1 by Zeytinlibahce on 01 Eylül 2011 - 18:29

    Teşekkürler

    La fontaine’ ni kıskandıracak güzellikte, akıcı ve düşündürücü. Hiç bu açıdan bakmamıştım.

    • #2 by dogasever on 01 Eylül 2011 - 19:49

      Gzel vgnz iin ok teekkr ederim Ayhan Bey. Sayg ve sevgiyle kaln. Selamlar

      Kayhan Yalci

  2. #3 by dogasever on 01 Eylül 2011 - 19:40

    Ben teşekkür ederim. Büyük iltifat etmişsiniz sadece zaman bulup yazabilmek bile yeterli benim için. Tekrar güzel sözleriniz için teşekkürler ama nice güzel yazı yazan arkadaşlar var. Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: