Pencereden dışarıya bakıyorum.

Pencereden dışarıya bakıyorum.

Dışarda pırıl pırıl güneşli bir hava var.

Radyoda haberler: Can sıkıcı trafik kazalarını atladıktan sonra ilginç bir haber var. Karadeniz’in dibindeki hidrojen sülfür’den hidrojen enerjisi üretmek için araştırma yapan bir Türk bilim adamı araştırmalarına parasal destek arıyor. Çıkan kükürdü de sanayide değerlendireceklermiş. Haberde “Yenilenebilir enerji” kaynaklarına da vurgu yapılıyor. Karadenizin dibindeki hidrojen sülfürün kullanıldıktan sonra “yenilenemeyeceğini” ve bir gün biteceğini biliyoruz tabii ki. Bunu bilim adamımız da biliyor ama haberde yine de “yenilenebilir,” “sürdürülebilir” kaynaklara gönderme yapılmasından imtina edilmiyor. Çünkü bu sözcükler albenili…

 Pencereden dışarıya bakıyorum.

Dışarda pırıl pırıl güneşli bir hava var.

 Hidrojen sülfür ilginç bir madde. Formülü H2S, suya benziyor ama yaşam veren sudan çok farklı. Zehirli bir madde. İşçi sağlığına ve güvenliğine duyarlı yaklaşılan ülkelerde kanalizasyonda ya da atıksu tesislerinde ya da hidrojen sülfürün bulunma olasılığının olduğu yerlerde çalışan işçilere alarmlı H2S monitörü verilir ki, alarm çalar çalmaz işçi o ortamdan uzaklaşsın ve ölmesin. Ülkemizde birçok kahraman işçimizi maalesef bu yüzden kaybettik. Suyla ilgili yazılarımı okuyanlar anımsayacaklardır. Su, içindeki hidrojen bağından ötürü yaşam veren özelliklere sahipti ve kaynama ve donma noktaları çok yüksekti, (sırasıyla 100° ve 0°). Hidrojen sülfürün kaynama ve donma noktaları çok düşüktür (sırasıyla -61° ve -82°).  Demek ki, hidrojen sülfürün içindeki hidrojen ve sülfür arasındaki bağ, suyun içindeki hidrojen ve oksijen arasındaki bağdan çok daha zayıftır. (Suyla ilgili bloglarımı okuyanlar bunun nedenini çok iyi biliyorlar). Bu yüzden hidrojenin, hidrojen sülfürden kazanılması, sudan kazanılmasına oranla çok daha az enerji harcanmasını gerektirir. Ama yine de bir enerji harcanmak zorunda.

Ben ise kafamı kaldırıp,

 Pencereden dışarıya bakıyorum.

Dışarda pırıl pırıl güneşli bir hava var.

Şimdi rüzgar da çıktı ve deniz de dalgalı.

Karadenizli bilim adamının önerdiği araştırma yapılmamalı mı? Tabii ki yapılmalı. Bütçemiz ölçüsünde ve hatta boğazımızdan da keserek her şeyi araştırmalıyız. Araştırmanın sonu yok. Ancak, neyi araştıracağımıza öncelik vermeliyiz. Bundan önce başka yerlerde yazdığım yazılarda, ısrarla yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini vurgulamıştım.

 Güneş bitmez.

Rüzgar bitmez.

Denizde dalga bitmez.

Türkiye’de güneş enerjisi üretimine ödenen fiyat 13 euro cent /kWh. Rüzgar enerjisine ödenen fiyat ise 6,5 euro cent / kWh (1). Bir de diğer ülkelerdeki duruma bakalım (2):

– ABD’de rüzgar enerjisinden elektrik üreten şirketlere 2 cent/kWh vergi teşviği var.
– İspanya’da ortalama tarifin üzerine belirli bir prim miktarı eklenerek belirleniyor.
– Almanya’da rüzgâr tarifeleri 20 yıl için 8,5 eurocent/kWh civarında
– Güneşte Yunanistan, 10+10 olmak üzere toplamda 20 yıl, kwh başına 45,82 euro cent’ten alım garantisi veriyor.
– Bunun yanında düşük faizli yatırım kredisi imkanı ve yüzde 40’a varan hibe desteği sağlanıyor.
– Avusturya’da bu rakam üretim tesisinin büyüklüğüne göre 29,99 ile 45,99 euro cent düzeyinde.
– Bulgaristan’da güneşten elde edilen elektrik enerjisi tesis gücüne göre birim fiyat 36,7 eurocent’ten başlıyor.
– Almanya’da da 2009 enerji fiyatları tesis gücüne göre 31,94-43,01 euro cent arasında değişiyor.

Yaşadığım İngiltere’de güneş enerjisi için devletin alım fiyatı kWh başına 43p, yani 51,6 euro cent! 

Bizim Sanayi Bakanımıza “Türkiye’de neden güneş enerjisini diğer AB ülkelerindeki kadar teşvik etmiyorsunuz” diye soruyorlar. Alınan yanıt çok ilginç: Biz de çok güneş var! Ama anlamadığım nokta şu: Biz de çok güneş varsa, bundan neden az yararlanıyoruz? Sayın Bakan’ın haklı olduğu bir nokta da var elbette. Güneş enerjisi yatırımları pahalı ve yabancı üreticilere büyük miktarda para gidecek. Doğru ama nükleer enerji yatırımları pahalı değil mi? Yabancılara çok para gitmeyecek mi? Neden hiçbir Türk Üniversitesi’nde güneş enerjisinden elektrik üretecek yeni tür pv panelleri üretimi için araştırma yapılmıyor?  Bizde bol miktarda bulunan güneşten tamamen umut kesildi mi? Ayrıca, güneş enerjisi santrali her yere kurulabilir. Ama nükleer böyle mi? Sayın Sanayi Bakanı, evinin arka bahçesine bir nükleer santral kurulmasını ister mi acaba?  

 Ben yine de, pencereden dışarıya bakıyorum. Dışarda pırıl pırıl güneşli bir hava var.

Şimdi rüzgar da çıktı ve deniz de dalgalı.

Son sorum: Biz daha ne kadar böyle pencereden dışarıya bakmakla yetineceğiz, ne zaman dışarı çıkıp ısınmayı öğreneceğiz? 

Kaynaklar:

(1) http://www.guneshaber.net/haber/646-guncel-haberler-yenilenebilir-enerji-kanunu-tasarisinin-son-hali.html

(2) http://www.yapex.com/haberdetay.asp?id=2992

Reklamlar
  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: