168 ve 752 nedir?

 

 

168 ve 752 nedir?

 

Oldukça büyük rakamlar, değil mi?

 

5 Değil, 10 değil, 50 veya 100 değil tam 168…

 

Bilemeyecek misiniz? Peki ben söyleyeyim: Bu 9 günlük bayram tatilinde evinden sevdiklerini görmek amacıyla çıkıp arabasına binip sevdiklerini göremeden yaşamlarını trafik kazasında kaybeden yurttaşlarımızın sayısı. 752 de sevdiklerini görmek için onlara gitmeye niyetlenmişken, yolculuğu hastanede son bulan ve muhtemelen tüm tatili orada geçiren trafik kurbanı yaralıların sayısı.

 

Trafik kazalarını önlemek için çok şeyler yazıldı ve söylendi. Ama hiçbiri işe yaramadı, yaramıyor. Neden?

 

Yolların çoğu duble yol olarak genişledi; yol işaretleri artırıldı; en sık kaza görülen kör noktalardaki işaretler ve önlemler artırıldı; denetimler sıklaştırıldı; ehliyet sınavı zorlaştırıldı; asfaltlanan yol uzunluğu artırıldı; herkes korksun diye trafik canavarı icat edildi; millet aldırmadı canavarı çok sevdi;  televizyonlarda, radyolarda sürücülere yönelik teknik programlar hazırlandı ve yayınlandı. Ama yine de olmadı… olmadı…

 

Ne kadar önlem alırsanız alın, Türkiye’de trafik kazaları bitmez ve azalmaz. Çünkü sorun daha derinlerde… 

 

Bir yerde eksiklik var, bir yerde yanlışlık var ama nerede?

 

Biz kendi çocuklarımıza hep yarışmayı hep birinci olmayı öğretiyoruz. Hep bencil olmayı hep kavgacı ve hep kazanan olmayı öğretiyoruz. Kaç baba okulda arkadaşıyla kavga eden çocuğuna “bir tane de sen vursaydın gözünün üstüne” dememiştir? Hep bizim çocuğumuz birinci gelsin diyen çocuğu gerilerde kalınca onu hor gören bir anlayış, sevgi ve hoşgörülü olmayı nasıl öğretebilir? Halbuki en çok buna gereksinimimiz yok mu? Kaç okulumuzda, örnek davranış biçimleri ödüllendiriliyor?

 

Hep öne geçmek ve arkadaşlarını her alanda alt etmek için yarış atı gibi yetiştirilen çocuklarımızın, büyüyüp ehliyet aldıklarında direksiyon başına geçince, kendisinden tamamen farklı bir davranış nasıl bekleyebiliriz ki? Tabii ki, önündeki tüm araçları ne pahasına olursa olsun sollamak isteyecek; tabii ki erken giderek kazanacağı birkaç dakika için canı ve taşıdığı canlar pahasına o riski alacak ve hız sınırını aşacak. Zaten hız sınırı da nedir ki? Hız sınırını bırakın, sınır nedir ki? Okullarda öğretmenleri, iş yaşamında patronları hep ona sınırlarımızı aşmalıyız diye öğretmediler mi? Sınırları aşınca ödüllendirmediler mi? Yaşamı boyunca böyle yetişen birinin hız sınırına, sollama yasağına uymasını nasıl bekleyebilirsiniz? Görüş mesafesi kısa olduğu için sollama yasağı olan bir tepede ya da dönemeçte, gelen yoktur diye kumar oynayacak tabii ki ya da gelen olsa bile ben niye kaçayım ki öteki kaçsın demeyecek mi? Çünkü tüm yaşamı boyunca zaten hep ötekiler haksız değil miydi? Mutlaka yollarda da böyledir. Kaza da olsa, mutlaka ya ötekilerin suçudur ya da kader der geçeriz. Olur biter. Alt tarafı insan ölmüş; zaten ölmeyecek miydi?  

 

Lütfen çocuklarımızı önce hoşgörülü, saygılı, yüreği sevgiyle dolu, sabırlı, vermesini, paylaşmasını ve kaybetmesini bilen iyi bir insan yapalım yoksa daha çok 168’leri kazalara kurban veririz.

 

Reklamlar
  1. #1 by baki on 07 Eylül 2011 - 11:27

    Sayın Doğasever çok doğru bir tespitiniz var.
    Ben de o hep birinci olmak isteyenlere şunu söylüyorum:
    ”Ne kadar önde giden aracı sollama yaparsan yap, yine de en önde olamazsın,
    zira (sen cahil kalmışsın), senin önünde de muhakkak bir araç vardır,
    Çünkü (sana göre acı, ama gerçek) Dünya yuvarlaktır.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: