Çirkin Ördek Yavrusu

 

Şimdi durup dururken bu çocuk öyküsü de nereden çıktı diyebilirsiniz. Hepiniz çirkin ördek yavrusunun öyküsünü çocukken okumuşsunuzdur ya da ana babalarınız size okumuş veya anlatmıştır. O güzelim rengarenk alımlı  ördek yavrularının içinde, boyu farklı, yürüyüşü farklı, sesi dahi farklı o “çirkin” ördek yavrusunun öyküsünü annem bana okurken diğer canlıların hor gördüğü o ördek yavrusuna hep acımışımdır. Öykünün sonunda kendi gibi kuğularla bir araya geldiğinde çok sevinmiştim. Farklı olan hep böyle midir, hor mu görülür, farklısın diye hep “çirkin” olarak mı nitelenir sorularını daha sonraları hep kendime sormuşumdur.

 

O kısacık çocuk öykülerinin hepsinde büyük dersler saklıdır. Bugün toplumsal olarak yaşadığımız sorunların çoğu aslında o küçücük beyinlere daha küçükken gerekli dersi çıkarmaları için öyküler içinde anlatılmıştır, sabırla ve özenle işlenmiştir. Ancak, kaç çocuk, daha sonra yetişkin olduğunda bu öykülerin ana fikirleri üzerinde düşünür bilemem.

 

Genel bir insan karakteri vardır: Farklı olan reddedilir.

 

Halbuki bakınız, hiçbir insan veya canlı diğerinin aynısı değildir ve olamaz. Nasıl tüm insanların parmak izleri farklıysa, yeryüzündeki tüm Zebraların üzerlerindeki desenler de farklıdır, yılanlar da öyle. Aslanların yeleleri bile farklı… Uçuç böceklerinin beneklerini mikroskopta inceleseniz, eminim her birinin farklı olduğunu görürsünüz.  

 

Çocuklarımızı farklı olan şeylerle korkutmamalıyız. Aksine farklılıklara alıştırmalı. Farklı olana sempati ile yaklaşmayı ve onu sevmeyi öğretmeliyiz.   

 

Size buna ilişkin yaşadığım birkaç olayı anlatayım:

 

Karşımızdaki komşumuz birgün beni son derece rahatsız eden bir şey söyledi. Meğer küçük oğlu yaramazlık yapınca “Bak seni Doğasever’e veririm” diyormuş ve çocuk da hemen susup uslu uslu uyuyormuş. Şok oldum ve ne diyeceğimi şaşırdım. O çocuk bugün 10 yaşına geldi ve hala benden korkuyor. Göz göze geldiğimizde evine kaçıyor. Bu çocuk eminim bundan sonra bana benzeyenlerden de korkacaktır. Çünkü çevremizde yaygın bulunan tipik beyaz renkte ve İngiliz değilim. Farklıyım. Konuşma şeklim de farklı. Aksanım da…

 

Kızım küçükken sokakta yürürken kendi kendime Türkçe şarkı mırıldandığımda, yürüdüğü kaldırımı değiştirmişti. Şimdi Türkçe dersi almak için çırpınıyor.

 

Bir diğer olayı da uçakta yaşadım. Türkiye’den İngiltere’ye gelirken, uçakta küçük bir çocuk siyah bir hostesten öyle çok korkmuştu ki onu “öcü” olarak görüyordu. Belli ki, annesi babası “seni siyah zebanilere veririm” gibi sözlerle onu korkutmuştu.

 

Evet, insan doğası gereği farklı olandan korkar ve onu dışlar. Bu normal bir davranış olabilir ancak ana babaların bunu teşvik etmek değil, giderme yolunda davranmaları beklenir. Aksi takdirde, çocuk çirkin ördeklerden hayatı boyunca hep korkar.

 

Asıl önemli olan ise, bu davranışın toplumsal boyutudur. Kürtçe yıllarca hep kart kurt sesler olarak nitelendi. Hep hor görüldü. Bunun sonuçlarını çok acı yaşadık. Bugün türban takanlar takmayanları, takmayanlar ise takanları öcü gibi görüyor. Toplum Kürtçe konuşanlarla konuşmayanlar, camiye gidenlerle gitmeyenler, Sunilerle Aleviler diye ayrışma yolunda.

 

Toplumda herkes birbirine göre çirkin ördek yavrusu olma yolunda hızla ilerliyor.

 

Önemli olan çirkin ördek yavrularını bağrımıza basıp farklılıklarımız zenginliklerimizdir  mi diyeceğiz yoksa “vur farklıya” deyip herkese “öcü” olarak mı bakacağız.

 

Hepimiz birbirimize göre çirkin ördek yavrusu olunca, birbirimize yabancılaşıp yalnız kalmayacak mıyız? Yoksa yapılmak istenen de bu mu?             

Reklamlar
  1. #1 by Ozi'nin Babası on 10 Ocak 2012 - 13:21

    Sn. Doğasever,
    Güzel ve anlamlı bir yazı olmuş. Birbirimize, doğaya, evrene bakışımızı değiştirmezsek,
    empati yapmayı başaramazsak durum hergün daha kötüye gidecek gibi.
    Kendi kuğu grubumuzu bulmak dileği ile.
    Hoşcakalın.
    Ozinin Bahçesi. 🙂

    • #2 by dogasever on 10 Ocak 2012 - 13:26

      Yazımı beğendiğiniz için teşekkür ederim. Kendi kuğu grubumuzu bulmada çok haklısınız. Hem kuğu grubumuzu bulmalı hem de ördeklerle, serçelerle, tavuklarla, kedilerle, fasulye ve buğdaylarla ve insanlarla sürdürülebilirlik ve saygı içinde, doğayı ve doğa kurallarını bozmadan geçinmek zorundayız. Sevgi ve saygıyla kalın.

  2. #3 by Zeytinlibahce on 10 Ocak 2012 - 18:28

    Tamamen aynı fikirdeyim. Teşekkürler

    • #4 by dogasever on 10 Ocak 2012 - 18:31

      Yorum yazdığınız ve beğendiğiniz için ben teşekkür ederim Sn Zeytinlibahçe.

  3. #5 by Hüseyin Var on 11 Ocak 2012 - 09:13

    Sevgili Doğasever; Yazınızı içtenlikle okudum bizler çocukken hep o yorum ve masallarla büyüdük, şimdi bizler çocuklarımıza bütün canlıları tanıyıp sevmelerini,Doğayı ve doğa kurallarını öğrenmelerini sağlamaya çalışmaktayız.Sonsuz teşekkürler.

    • #6 by dogasever on 26 Ocak 2012 - 21:46

      Haklısınız Hüseyin Bey,
      Maalsef insanlar kendileri gibi olmayanları hep kendilerinden aşağıda görme eğilimindeler. Halbuki hepimiz aynı düzeydeyiz. Sadece dillerimiz, dinlerimiz, yüzlerimiz, giysilerimiz, veya ırklarımız farklı ama bunlar son derece küçük ayrıntılar. Temel de hepimiz bir tek türüz: İnsan…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: