Küçük bir melodi – Sesler ve insanlar

Image

Hepimizin değer verdiği gözü gibi sakladığı başkasına versen almayacağı, ama bizim de ondan kopamayacağımız pek çok şeyi vardır. Kimbilir, bazen sararmış ya da kenarı yırtılmış bir resim, yazdığımız küçük bir öykü, bazen küçük ama yıllara meydan okumuş bir vazo, bir anı defteri, bazen de kırılmış bir küpe gibi artık işlevini yitirmiş eşyalarımıza bazılarımız gözümüz gibi bakar, ondan vazgeçemeyiz. Onlar artık birer parçamız olmuşlardır. Sanki onları yitirsek, bir parçamızı yitireceğimizi sanırız. Onlar da gönül dinlencesi, teselli bulur; yılların aşındırdıklarını, anılarımızı sanki geri getirecekleri beklentisine gireriz. İçimize sanki onları kaybedersek, anılarımızı da kaybedeceğimiz korkusu doğar ve ürpeririz. Çoğu zaman, onları yitirdiklerimizle aramızda birer bağlantı nesneleriymiş gibi düşünür, bu nesnelerle aramızda özel bağlar kurarız. En güzel kağıtlara sarıp sarmalar, kutulara koyar ya da bohçalar içine saklar, üzerlerine tir tir titreriz.

Nedir bu tutku bizi böylesine yaşama bağlayan? Hayallerimiz mi, anılarımız mı, çocukluğumuz mu yoksa gençliğimiz mi? Yoksa sırf yılların hızlı gelip geçmesinin getirdiği telaşla zamana karşı yarışta hep önde olma isteği mi?

Bu küçük mutluluklardan birini bir süredir dolu dolu yaşıyorum. Belki sizlere çok saçma gelecek ama bu küçük bir melodi duyduğum. Bazen çok uzaklardan gelen, bazen sanki yanı başımda çalınan ama her çaldığında, beni alıp uzaklara çocukluğumu yaşadığım tozlu, dumanlı; kışları soğuk mu soğuk ama yazları güneşli ve sıcak Burdur’a götüren ve ilginçtir her defasında farklı tempoda çalan küçük bir melodi.

Nereden gelir nasıl çalınır, kim çalar, üflemeli midir yoksa vurmalı mıdır bilemediğim, bilmek de istemediğim ruhumu okşayan bu melodi, bazen okul öncesi annemin beni her öğleden sonra uyuttuğu kapısı rüzgarda oynaşan tül perdeli bir kapıyla balkona orandan da dut ağaçlarıyla dolu arka bahçemize açılan Burdur’daki evimize götürür. Bazen de, aynı melodide Istanbul treninin istasyondan çok da uzak olmayan evimizde uzaklardan gelen motorlunun düdüğünü  duyar gibi olurum. Bu düdük, sanki her akşam aynı saatte evimizin orta yerine düşer, hepimizin soba başında toplandığı soğuk kış günlerinde akşamın en güzel yerinde sobamızın üstünde ağır ağır pişmekte olan kestanelerin çıtırtılarıyla karışıp, annemin mutfaktan gelen sesine eşlik ederek, ailemizin mutluluğunun perçini olurdu.

Çocukluğumda bana bunları çağrıştıran bu melodiyi, bugün de arka bahçemde duyuyor olmak beni ne kadar memnun etti bilemezsiniz. Bu melodilerin nereden geldiğini bugün biliyor olmam onların bana verdiği bu tatlı duyguları hiç mi hiç azaltmadı.

Burdur’daki melodi, dut ağaçlarından birine asılmış bir koyun çıngarığıydı. Bugün duyduğum melodi ise, yan komşumuzun bahçesine asmış olduğu ve rüzgarda rüzgarın hızına göre farklı tempoda sesler çıkaran bir mobildi. Ama benim için bu melodiler dünyanın en güzel melodileriydi ve bu melodileri yüreğimde hissetmeye hep devam edeceğim. Çünkü bu melodileri, annem ve babam benim kulağıma sevgiyle fısıldamışlardı. Umarım ben de çocuklarıma aynı melodileri fısıldayabilirim. Her şeyin ötesinde çabamız hep onlar için değil mi?

Herkes, en güzel anılarını özdeşleştireceği kendine uygun bir melodi bulabilir, yeter ki en uygun anda kulak kabartmayı bilelim. Sesler yaşamımızın vazgeçilmez ve hiç unutulmaz süsleridir.

Güpe gündüz ama karanlıkta mavi bir koya demirleyen bir yolcu vapurunun düdüğüne eşlik eden ayak seslerinin sırrını belki başka bir gün başka bir öyküde anlatırım belki de sonsuza dek kendime saklarım.

Image

Reklamlar
  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: